FETÖ’yle Sivil Mücadele Platformu olan Toplumsal Adalet ve Yardımlaşma Derneği (TAY-DER), FETÖ’den tutuklu gazeteciler Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın, "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı" ve "ifade ve basın özgürlüklerinin" ihlal edildiği yönünde karar veren ve tahliye talebine ilişkin lehte oy kullanan Anayasa Mahkemesi’nin 10 üyesi hakkında suç duyurusunda bulundu.
TAY-DER yönetimi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere suç duyurusunu İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etti.
Suç duyurusuna ilişkin açıklama yapan TAY-DER Başkanı Muhammed Gömük, "Anayasa Mahkemesi, Gezi Kalkışması esnasında verdiği Twitter kararı başta olmak üzere son yıllarda birçok skandal karara imza atmıştır. Bu nedenle de sıkça kamuoyunun haklı eleştirisine uğramakta, söz konusu eleştiri ve şüpheleri bertaraf edici açıklamalar da yapamamaktadır. Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında verilen karar, bunlardan sonuncusu olup bardağı taşırmıştır" dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetki sınırının net şekilde belirlenmesi gerektiğini belirten Gömük, "Anayasa Mahkemesinin bir nitelendirme ve süper temyiz makamı olmadığının altı çizilmelidir. Mahkeme, içinde bulunduğu kibirli ruh halinden arındırılmalı, mevzuata uygun görev ve yetki çizgisine çekilmelidir. Bu nedenle son iki haftadır Anayasa Mahkemesi hakkında yazılar yazıyoruz. Bunlara ilaveten Şahin Alpay ve Mehmet Altan kararında imzası olan mahkeme üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmayı gerekli gördük" ifadelerini kullandı.
Kamu maddi manevi zarara uğratıldı
İlgili suç duyurusunda, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla, devletin FETÖ’yle mücadelesini güçleştirdiği, hakim ve savcıların bağımsız karar verebilme imkanları kısıtladığı, kamunun maddi ve manevi zarara uğratıldığı öne sürüldü.
Suç duyurusunun içeriği hakkında konuşan TAY-DER Başkanı Muhammed Gömük, "Şahin Alpay ve Mehmet Altan kararına hükmolunurken teröre karşı verilen zorlu mücadelenin, olağanüstü hale ilişkin hassasiyetin, nazik siyasi konjonktür karşısında milli menfaatin ve yürürlükteki hukuk ilkelerinin kasten göz ardı edilmek suretiyle maddi ve manevi kamu zararının doğduğunu ayrıntılı şekilde izah ettik. Bu dilekçe ile ilk defa ’manevi kamu zararı’ terimini kullanmış oluyoruz. Manevi kamu zararı, toplumun hukuk sistemine, yargı erkine ve sonuçta devletin otoritesine olan inancın zedelenmesidir. Kamu zararından illa 5018 sayılı yasada tanımlı maddi kamu zararının anlaşılması anlamsızdır; zaten buna ilişkin bir zorunluluk ya da kısıtlama da yoktur. Kaldı ki söz konusu Anayasa Mahkemesi kararında başvuruculara haksız tazminat ödenmesine karar verilmesi suretiyle maddi kamu zararı da doğmuştur. Anayasa Mahkemesinin esasa ilişkin konulara girmesi ve kendini dereceli hakimler yerine koyup yönlendirici açıklamalar yapması da görevi kötüye kullanma isnadımızın bir diğer maddi unsuru olarak sübut etmiştir. Nitekim İstanbul 13. ve 14. Ağız Ceza Mahkemeleri de tahliye talebine ilişkin verdikleri kararda Anayasa Mahkemesi’nin görev gasbı yaptığını vurgulayarak talepleri reddetmişlerdir" dedi.
Suç duyurusu sonrasındaki sürece ilişkin değerlendirme yapan Gömük, "Suç duyurusu dilekçemiz savcılıkça işleme konulduğunda top Anayasa Mahkemesine atılacak. Mahkeme de konuya ilişkin yargılama izni prosedürü işletilecek ve kamu davasının akıbeti belli olacak. Başka bir deyişle girişimimizin bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından akim bırakılma ihtimali var ve bu ihtimal oldukça yüksek. Ancak şikayetçi olduğumuz isimler hakkında kovuşturma izni verilip bu kişilerin bağımsız Türk mahkemelerinde yargılanarak aklanması, Anayasa Mahkemesinin toplumda kaybolan itibar ve imajını geri kazanmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde Mahkemenin itibarı ve imajı daha da sarsılacaktır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin bizzat kendisi, şikayetçi olduğumuz üyeler hakkında vereceği yargı izni kararı ile bir nevi dürüstlük testinden geçmiş olacaktır. Bundan sonraki süreçte Anayasa Mahkemesi dürüstlük testinden başarıyla geçip geçemeyeceğini ve bağımsız Türk mahkemelerinin vereceği kararı hep birlikte göreceğiz" şeklinde konuştu.

Yorum Yazın