Suriye ile ilgili olarak Cenevre’de yapılacak görüşmelere Rusya ve ABD nin PYD yi de davet etmek istemeleri üzerine oynanan oyunu bütün açıklığı ile yazmak istedim.
Ben olaylara kronolojik yani olay zamanlaması ve sebep ve sonuçlarıyla bakarak amaçlananın ne olduğunu irdeleyerek bakmayı ve arkasında kimin ve neyin olduğunu görmeyi daima ilke edindim. Düz ve sadece o ana bakış oyunu görmemizi engeller ve kurban olmamıza neden olur.

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Daha doğrusu ben bunu çok daha öncelerdeki yazılarımda (web sitemde www.cengizsandikli.com da “Geleceğin süper gücü Türkiye’yi kuşatma planları” yazımda da olduğu gibi) belirttim. Amaç çok nettir. Türkiye batının ve emperyalistlerin gözünde potansiyel yani olması çok yüksek ihtimalle mümkün bir süper güçtür. Türkiye bu güce eriştiği takdirde Türk İslam dünyasının liderliğini alacak, emperyalistlerin sömürgeci zihniyetine ve dolayısıyla bu ülkelerin çöküşüne neden olacaktır.

Bu sebeple Türkiye söz konusu olduğunda bir araya gelmesi mümkün olmayan, ABD, Rusya, ÇİN, İran, İsrail, İngiltere ve Almanya bir araya gelir ve cephe oluştururlar. Tabii aynı durum ülkemiz için de geçerlidir. Bir araya gelmesi asla mümkün değil dediğimiz bütün odaklar (Kemalist, ulusalcı, komünist, ateist, cemaatçi, kapitalist, PKK lı, terörist vb bütün odaklar) kenetlenircesine efendilerinin emriyle bir araya gelirler.

Olayları derinlemesine görmek için yukarıda bahsettiğim “Geleceğin süper gücü Türkiye’yi kuşatma planları yazımı mutlaka okumak gerekir fakat ben burada daha kısa ve öz olarak oynanan oyunu yazacağım.

Sayın cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Davos’ta “one minute” çıkışıyla Türkiye’nin siyasi bağımsızlığını ilan etmesi ile başlayan, 2003 Mayısında IMF ye borcun sıfırlanması ile ekonomik bağımsızlığını kazanması ve yaptığı teknolojik atımlarla her türlü milli dışa bağımsız silah, uydu, bilişim, yazılım, donanımlarla güçlü kendisine ait kimsenin ulaşamadığı istihbarat teşkilatlanması ve donanımıyla askeri bağımsızlığını ilan etmesine kadar varan gücü ve BM dedünya 5 ten büyüktür çıkışıyla emperyalistler için korkulan bir tehdit oluşturdu. Artık Türkiye’nin durdurulması mutlak gerekliydi. Bunun için dışarıda bütün egemen güçler bir araya geldiği gibi ülkemiz içinde de organize oldular.

İşte bu perspektif içinde 2003 Mayısında “Gezi olayları” ve ardından 17-25 Aralık komploları ile Türkiye’yi bu güce ve milli iradeye kavuşturan Erdoğan ve Ak Parti alaşağı edilmek istendi. Gelecek olan 30 Mart yerel ve 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı ve 7 Haziran seçimlerinde de özellikle HDP desteklenerek barajı aştırılarak Ak Partinin iktidardan uzaklaştırılması hedeflendi.

Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası Sayın Erdoğan’ın ülkemizde ilk defa milletimizin direk teveccühü ile ilk turda bütün partilerin birleşmesine ve bütün görsel ve yazılı basın propagandasına rağmen cumhurbaşkanı seçilmesi ile emperyalist güçlerin korkusu daha da büyüdü.

Hemen bu devrede Suriye’de Kobani’ye kendi yönetimlerindeki DAEŞ in sözde saldırısı yapıldı ve dünya ve Türkiye’miz içindeki işbirlikçi odaklarca PYD ve Suriye Kürtleri cilalandı parlatıldı ve mazlum gösterilerek dünyanın gündemine taşındı. Bu arada yine ülkemizde 6-7 Ekim Kobani eylemleriyle Türkiye’nin DAEŞ e yardım ettiği ve Kürtleri öldürdüğü propagandası yapıldı. Bu devrede yaşanan olaylar sadece Kobani olarak algılandı. Gerçek ise bambaşkaydı.Suriye’de oluşturulacak yeni düzende Türkiye’nin güneyden bir uydu kukla Kürt kuşağı ile kuşatılması planı devreye konmuştu. Bu devreden itibarenülkemiz ve dünyada Kürtler mazlum ve DAEŞ le mücadele eden bir güç olarak gösterildi ve her türlü (siyasi, askeri, ekonomik, istihbari ve propaganda) destek verildi. Amaç belliydi. Türkiye’nin güneyini kuşatmak olduğu kadar, Suriye’deki Türkmen, Sünni ve Türkiye tarafı bütün güçleriyle bağını koparmaktı.

İşte bu plan çerçevesinde 7 Haziran genel seçimlerine kadar Ak Parti ve Sayın Erdoğan’ın devrilmesi için her türlü oyun oynandı. Düne kadar PKK düşmanı olan veya öyle görünen veya gösterilen güçler birer HDP ve PKK sevdalısı oldu. Tek hedef HDP nin barajı aşması ve Erdoğan’ın ve Ak Partinin devrilmesiydi.

Bu plan içinde gidilen 7 Haziran seçimlerinde Ak Partinin tek başına iktidarı yıkılmış ve Erdoğan’ın gücü zayıflatılmıştı. Batının deyimiyle Selahattin Eyyübi zayıf düşürülmüştü. Bir itekleme ile yıkılacaktı. İşte bu amaçla hemen 7 Haziran gecesi Suriye’de Telabyat’ta yine DAEŞ saldırdı danışıklı döğüşüyle PYD desteklendi ve Telabyat PYD nin hâkimiyetine verildi ve 11 TemmuzdaKandil Türkiye’ye savaş ilan etti. 20 Temmuzda Suruç’ta danışıklı DAEŞ katliamı bahane edilerek, 21 Temmuzda Adıyaman’da 1 askerimiz ve 22 Temmuzda Ceylanpınar’da 2 polisimiz uykularında şehit edildi ve giderek kanlı PKK eylemleri bir ateş gibi ülkemizi sardı. Burada da amaç Türkiye içi değildi. Türkiye’nin PKK ya pabuç bırakmayacağı ve alt edeceği çok açıktı. Amaç dünyaya Türkiye Kürt savaşı var propagandasını yapmaktı.

Rusya’nın ABD danışıklı planıyla Suriye’ye müdahil olması da bu amaçlaydı.ABD sözde Türkiye ile dostluğunu bozmuyor maskesi altında Türkmen ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) cepheleri Rusya tarafından vuruldu. Esed ve PYD birlikteliği ile PYD nin Suriye’de Türkiye’nin gücü olan Türkmen ve ÖSO bölgelerine yerleşmesi gerçekleştirilmeye çalışıldı. Hatta Türkiye’nin kırmızıçizgimizdir dediği Fırat’ın batısına PYD nin geçmesi de denenmeye çalışıldı. Fakat burada da amaç Türkiye PYD ile çatışıyor ve DAEŞ le savaşan PYD ye engel oluyor propagandasını yapmaktı.

Bu süreçte Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi tamamen bir ABD projesidir.  Türkiye’nin dostu gibi görünme maskesi altında ABD nin tek başına Türkiye’nin muhalefetine rağmen  PYD nin Cenevre görüşmelerine katılmasını sağlaması mümkün değildi ve Türkmen ve ÖSO dolaysıyla Türkiye nüfuzunun kırılmasını sağlaması imkânsızdı. İşte bu amaçla Rusya Suriye’ye çağrıldı ve müdahale ettirilerek “ne yapalım Rusya böyle istiyor” bahanesiyle PYD Cenevre’ye çağrıldı. Fakat Türkiye buna şiddetle muhalefet etti. Cenevre görüşmeleri ertelendi.

Bu süreçte Türkiye üzerindeki bu baskı ve oyunlara karşı kendi oyununu oynamak ve pazarlık gücünü arttırmak için planlarını uygulamaya koydu. Önce Barzanive Kuzey Irak bölgesini nüfuzuna aldı. Kandil ve Barzani çatışmasını ve ayrışmasını sağladı. Doğal gaz ve petrol anlaşmalarını yaptı. Diğer yanda Musul’u daima göz önünde tutmak ve DAEŞ in çıkması durumunda Musul’u kazanmak adına Başika kampını güçlendirdi ve bilerek gündeme taşıdı. Bu bölgede DAEŞ hedeflerine ABD nin de itiraf etmek zorunda kaldığı gibi ağır kayıplar verdirdi.

Biden’ın Türkiye ziyaretinde Suriye, Cenevre ve PYD baskısına Türkiye Musul, Kuzey Irak kozunu ortaya koydu ve “bu bölge benimdir” kararını kabul ettirdi. Dış politikada tek bir odak için pazarlık yapılamaz. Siz bunu istiyorsanız bana da bunu vermelisiniz diyebilmek gerekir. Başika’ya bu gözle bakmak gerekir. Bunu İşbirlikçi CHP ve basın ve hainler göremedikleri gibi gösterilmesini de engellerler. İşbirlikçi odakların tek amacı Erdoğan ve Ak Parti gitsin de ülke ne olursa olsun mantığıdır.

Türkiye Suriye’de muhalif güçler içindeki gücünü ABD ve Rusya müdahil oldukça daha da güçlendirmiştir ve güçlendirmeye devam etmektedir. Şu unutulmamalıdır. Suriye’deki gerçek güç halkın kendisi yani ÖSO ve Türkmenlerdir. Bugün zayıflatılmış gibi görülmesine rağmen gelecek Türkiye tarafı güçlerin hâkimiyetidir. Aynı Mısır’da Mursi’nin Libya’da Kaddafi sonrası Türkiye taraftarı yönetimin başa gelişi gibi. Mısır ve Libya’da bu yönetimler darbelerle devrilmesine rağmen gelecekte başarılı olacak ve Türkiye’nin Kuzey Afrika’daki güçleri olacaktır. Aynı Tunus’ta yönetimde olan NAHDA yönetimi gibi.

Sonuç olarak Türkiye sağlam ve kendi gücünü bilen bir yol üzeredir. Türkiye şanlı tarihinden gelen sorumlulukla büyük düşünmek zorundadır. İman ve ihlasla hareket ettiğimiz sürece Allah bizimledir. Mücadele Çanakkale ruhuyla verilen bir mücadeledir ve zafer bu ruhla yaşayanların yani inananlarındır.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı     26.01.2016

Yorum Yazın