Son günlerde Musul’daki Türk askeri dolayısıyla yine, Türkiye dünyada ismi ön planda anılan ülke oldu. Emperyalist zihniyetliler kontrolleri altındaki liderler yoluyla Türkiye’ye veryansın ediyor ve Türkiye’yi işgalci olarak tanımlıyor ve tehdit ediyorlar.

Durumun en ilginç yanı, Irak ve Suriye bir devlet yönetiminden çok, birçok ülkenin at koşturduğu birer ülke olmaları ve topraklarının büyük çoğunluğunda DAEŞ hâkimiyetinin mevcut olduğu ülkelerdir. Yani kısaca devlet olamayan devletler, diğer ülkelere ses çıkaramazken, kendilerini yöneten patronlarının verdiği cesaretle Türkiye’yi tehdit etmektedir.

Mevcut fiili duruma baktığımızda iki ülke topraklarının ABD, Batı ve Rusya tarafından paylaşma planlarını ve buna katılmak isteyen İran ve Çin’i çok net görürüz. Bu planlar içinde Rusya Akdeniz’de varlığını sürdürmek için Suriye’ye yüklenmektedir.

16 Mayıs 1916 da yapılan Sykes-Picot Anlaşması ile yeniden kurulan Ortadoğu devletleri ve sınırlarının artık değişeceği çok net görülmekte ancak, 1916 da adı anılmayan Rusya bu dönemde ben de varım demektedir. Ayrıca, içinde yaşadığı bölgede yapılan planlara Türkiye kendi aleyhine oluşacak yaptırımlara müsaade etmeyeceğini ve duruma mutlak müdahil olacağını, Türkmen ve Kuzey Irak Kürt yönetimini kollama ve koruma gerekçeleri ve sınırlarını emniyet altına alma hissiyatı ile Lozan Anlaşması sonrası hile ile elinden alınan Musul ve Kerkük’ün hiçbir devletin mülkiyet veya inisiyatifine geçmesine göz yummayacağını açıkça ilan etmektedir.

Bölgeden binlerce kilometre öteden müdahil olan ülkelere karşılık Türkiye bölgenin içinde yaşayan ve yapılacak her değişikliğin direk etkisinde olacak ülkedir.

2023 de Lozan’ın 100. Yılı dolacaktır. Türkiye anlaşmalardan ve tarihinden doğan haklarını mutlaka isteyecek ve sahip olacaktır. Aksi halde, yine kendisini kuşatmaya yönelik planlara ses çıkarmayan bir Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve varlığı tehlikeye girecektir. Bu sebeple Türkiye Erdoğan ve Davutoğlu yönetiminde ve son 13 yıldır geldiği ekonomik, askeri ve siyasi gücü sayesinde, kendi planlarını uygulamaya koymuş ve hain emperyalist planları bozmuştur.

Kısaca Türkiye kendi varlığı ve toprak bütünlüğünü tehlikeye sokacak planları bozacak girişimlerde bulunurken, durumun vahametini kavrayacak yetenekten yoksun, belki de daha doğrusu kendilerini emperyalistlerin emrine vermiş CHP ve HDPKK sözde muhalefet etmek düşüncesiyle hükumete veryansın etmektedir. Binlerce kilometre öteden bölgeye müdahil olan ülkelere,” burada ne işiniz var” diyeceklerine sanki böyle emperyalist planlar yokmuş ve bu planlar Türkiye’yi tehdit etmiyormuş gibi hükumete Irak ve Suriye’de ne işin var diye çıkışmaktadır. HDPKK nın amacı durumdan faydalanıp uydu bile olsa bir Kürt devleti kurmaktır.

Türkiye, Musul’da bütün bu hain planlar sonrası kurulacak masada fiili ve aleyhine oluşacak bir duruma fırsat vermemek için asker bulundurmaktadır ve bulundurmalıdır. Musul ve Kerkük’le birlikte Kuzey Irak Türkiye için hayati değerdedir. Aynı şekilde Halep ve Türkmen bölgesi ile Cerablus ve Azez’i içine alan 100 kilometrelik sınır ve alan yine hayati değerdedir. Türkiye bu bölgelerden asla vazgeçemez ve vazgeçmemelidir.

Milletimiz, 1 Kasımda Ak Parti hükumetine ve cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bu güven, destek ve teşvikiyle onayı vermiştir. 1 Kasım bizimmilletimizin çevremizde olan biteni çok iyi gördüğünü ve olaya doğru müdahalenin Ak parti vasıtasıyla yapılabileceğini binlerce yıllık cihan yönetme genetik kabiliyeti ile göstermiştir. Bu durumdan güç alan, Sayın Erdoğan ve Davutoğlu Musul’da ve Halep bölgesinde mutlaka bulunmalı ve yapılmak istenen fiili oldubitti planlarına izin vermeyerek müdahil olacak kuvvette olmalıdır.

Uz. Dr. Cengiz Sandıklı

Yorum Yazın