3/kasım/2002 de iktidara gelmemizle oluşan siyasi ve ekonomik istikrar ve bu paralelde uyguladığımız ekonomi  politikaları sonucunda ülkemizde döviz kurlarında uzun süren bir düşme olmuştur.

Faizlerde ise beklide son elli yılın en düşük faiz oranlarına inilmiştir. Ayrıca uluslararası alanda sürdürülen parasal genişleme politikaları ve bu doğrultuda ülkemize gelen yabancı sermaye ( gerek sermaye piyasalarına sıcak para gerekse reel ekonomiye doğrudan yatırım ) sonucunda  nerdeyse on   yıl ucuz para ve kredi cenneti haline geldik .

Bu dönemde ise (maalesef) ithalat yönlü ve gayrimenkul yatırımlarıyla sağlanan ciddi büyüme rakamlarına ulaştık.

Son yıllarda ihracat, innovasyon ve ileri/yüksek  teknoloji yönlü büyüme politikalarıyla çok doğru bir rotaya girdik

Ancak maalesef o dönemde kontrol edemediğimiz finans sektörü ( bankacılık vb )ise  bireylere kredi kartını sokaklarda dağıtıyorlardı. Ailelere ise eğitim,eşya,seyahat,ev ,araba ,acil ihtiyaç vb isimlerde bol bol kredi veriyorlardı.Bankaların ve büyük firmaların reklamlarıyla iştahlandırılan her birey ve aile bankalara kredi borcu olan ve daha kazanmadığı veya gelecekte kazanacağı parayı şimdiden harcayan bir toplum haline geldik .

Küçük işletme , kobiler  veya büyük işletme ve sanayicilere ise bankalar nerdeyse teminatlara bakmaksızın bol bol kredi verdiler. Maalesef bu kredileri alan işadamlarımızın çoğu bunu yatırımlarda ve işini geliştirmede kullanacağına  lüks tüketim harcamalarında kullandılar .(lüks ev araba )

Tarım kesiminde de durum farklı değil .evini, bağını tarlasını ipotek veren köylü krediyi aldı ve lüks tüketime yöneldi . gezdiğim bir çok köyde sokaklarda otopark sıkıntısı çekildiğini gördüm. Senede otuz gün kullanacağı traktör, biçerdöver vb araçları kiralamak yerine satın alma yoluna gittiler.

Bu dönemde iktidar olarak biz tasarrufu özendirmek için devlet destekli BES (bireysel emeklilik fonu) gibi  enstrümanlar çıkardıysak da bunlarda çok cılız kaldı .

Gelinen noktada bireyler, hane halkları, ve işletmelerin nerdeyse tamamı KREDİ BAĞIMLISI haline geldi .tıpkı uyuşturucu,alkol bağımlılığı gibi kredisiz işini sürdüremeyecek duruma gelindi.

Bu gün bir çok işletme ayakta kalabilmek için bilançolarını makyajlayıp kredilerim kesilmesin diye uğraşıyorlar.

Tabiî ki kart ve kredi mağdurları ve iflas edip işini gücünü kaybeden işadamları da gün geçtikçe çoğaldı

Ekonomideki tüm kesimler devlet bize destek versin diye feryat ediyorlar. 

Biz iktidar olarak kredi garanti fonu veya kamu bankalarıyla sağlanan ucuz kredi ve destekler ,hibeler vermek ve piyasaları rahatlatmak için elimizden geleni yapıyoruz ama maalesef finans sektörü/bankalar tüm milletimizi; birey,hane veya işletme olarak ezmeye devam ediyor asla ellerini taşın altına koymuyorlar.

Zaten bunca krizli dönemlere  rağmen bu gün devamlı büyüyüp dev hale gelen bir finans sektörü/bankalar ile karşı karşıyayız. Nerdeyse tüm sektörlerde firmalar yılı karsız başa baş geçirirlerken bankalar krizlerde bile kar rekorları kırıyorlar.

Bankalar ayrıca faktorink firmaları da kurarak kredisi bitmiş firmaların varsa ellerindeki müşteri çeklerini yüksek faizlerle nakde dönüştürüyorlar. Yasal tefecilik yapıyorlar.

Kredi kullananların nerdeyse tamamını kendi sigorta şirketlerinde sigorta mecburiyeti tutuyorlar .

Zaten bankaların  en az faiz gelirleri kadar komisyon,aidat, masraf,dosya parası,sigorta pirimi vb karları var. Tüm bu maliyetleri vatandaşımız ve firmalar çekmek zorunda kalıyorlar.

 

        Bu kısır döngüden çıkmak için önerilerim….:

-GELENEKSEL ANADOLU İRFANINDA OLDUĞU GİBİ TASARRUF EDİP BİRİKTİRME ŞUURU OLUŞTURULMALI VE KENDİ PARASIYLA SABREDİP GÜCÜ KADAR ALMA KONUSUNDA TOPLUM BİLİNÇLENDİRİLMELİ ( Çok zor ama çok ciddi bir süreç )

-Bu doğrultuda devlet ALTIN SERTİFİKASI ÇIKARABİLİR ve millete satabilir.

– Firmaların aldığı krediyi nereye kullandığı mutlaka denetlenmeli .Kredi talep ederken beyanı alınmalı ve bu beyan dışına çıkarsa çok caydırıcı cezalar konulmalı.

-Yatırım finansmanında hemen kredi kullanmak yerine; sermayeler birleştirilmek suretiyle yatırım ortaklıkları özendirilmeli. Herhangi bir yatırımın öz sermaye oranı ne kadar yüksekse devlet desteği o oranda yüksek olmalı .

Katılım bankaları fonlarının neredeyse tamamını alım satım kredisi ( Mudaraba )  ile kullandırıyorlar. Aslında ortaklıklar kurup hem yatırım-istihdam faydaları kendilerinden beklenirken bu ortaklık yapma yolunu ( Muşaraka ) hiç uygulamıyorlar. Katılım bankaları bu yönde devlet tarafından sıkıştırılmalı .

-Kuruluşu ve piyasadaki başarısı düzenli karlılığı on yılı geçmiş belli büyüklüğe sahip şirket veya sanayi kuruluşlarımızın halkın kolayca ortak olabilecekleri şekilde halka arzı sağlanmalıdır. Hisse senedi yoluyla yatırımlara ortak olmak küçük büyük tüm tasarruf sahipleri için çok çok kolay hale getirilmeli . hisse senedi borsaları sadece İstanbul değil Ankara İzmir vb büyük illerde ayrıca açılmalıdır. Bu yolla sanayici ve yatırımcılar kredi yerine maliyetsiz paraya kavuşabilirler.

-Firmaların çek karnesi kullanımı limitlendirilmeli  . Bankaların çek karnesinde her yaprak başına sorumluluğu artırılmalı.

limitli çek kullanımına acilen geçilmeli .çek karneleri üç guruba ayrılabilir. Her yaprak başına maksimum 10,000 tl lik ,50,000 tl lik ve 100,000 tl lik gibi üst limitler getirilmeli

-Küçük/ büyük her firmanın (yıllık en az  1000,000 tl ve üzeri ciro yapan ) bağlı oldukları mali müşavirler vasıtasıyla yıllık defterleri yeminli mali müşavirlere götürmeli ve denetlenmeli. Bu denetimden geçen, o  yıl için firma geriye dönük mali kontrolden geçirilmemeli vergi dairesine sorumluluğu olmamalı . Yeminli mali müşavir gerekirse mükellefi çağırıp gerekli düzeltmeleri yaptırmalı . Devlet adına pazarlık yapar gibi yüz yüze görüşerek matrahları artırmalı .Yeminli mali müşavirler noterler gibi yapılanmalı yıllık defter tasdiklerini yapmalılar ve firmalara gerekirse kredi kullanma yasağı dahil bir takım sınırlamalar koyabilmeliler.Öz sermaye ve stok kontrolü vb denetimleri yapmalılar. Boyunun üstünde iş yapacağım diye hırslanıp kendi batan ve sonrada çevresini batıran işadamı olmamalı.

Odalar ,meslek kuruluşları kendi üyelerinden de sorumlu olmalı .Üyelerini kontrol etmeli ,tökezleyen varsa yardımcı olmalılar. Piyasaya veya vatandaşa zarar veren üyesinin zararını kısmen veya tamamen tazmin etmeli .           ( Lonca sistemi )

-Ev, Araba  gayrimenkul alımı gibi kullanılan kredilerin yüzdelik dilimlerinin zaman içinde düşürülmesi gerekir. Yani bir birey 500,000 tl lik bir evin en az 250,000 tl sini kendi biriktirmeli .Kendi birikimleriyle ev ,araba alınması özendirilmeli hatta bu durumda ekstra karlar/faydalar sağlanmalı.Kendi tasarrufuyla ev araba vb alım yapanlardan alım vergisinden  muaf olmalı

 

KREDİ KARTI SİSTEMİ YENİDEN DÜZENLENMELİ Kredi kartlarına taksit uygulaması çok sınırlı olmalı .hiç bir üründe 12 ayı geçmemeli.(vadesi uzatılmış her ürünün fiyatı içindeki faiz yükü oldukça fazladır.Ödenen faiz fiyata yansıtılmaktadır ve enflasyon olarak bize geri dönmektedir.)

 

 

-ülkemizdeki perakende ticaretin  nerdeyse tamamında kredi kartları kullanılmaktadır. Bu durum toplumun ve firmaların tamamını göbeğinden bankalara bağlı kılmaktadır. Maliye politikaları açısından bazı faydaları olsa da tüm alışverişlerde bankalar pos cihazı kullanan firmalardan aldığı komisyonlarla  hiç emek harcamadan sanki firmanın gizli ortağı gibi para kazanmaktadır. Ülkemizdeki ticaret cirosunun büyüklüğünü ve bu büyüklük içinde bankaların her alışverişten doğrudan komisyon almasını düşünürsek milyarlarca dolarları bulan bu komisyonların firmalarca maliyet olarak görülüp fiyatlara yansıtılması da bize enflasyon olarak geri dönmektedir.

Banka pos cihazı komisyonları çok çok sınırlı olmalı (taksitsiz tek slip için max %01 olabilir.)

Ön ödeme/ sonra teslim (bu sistem enflasyonun düşmesinde de çok etkili olur)sistemleri geliştirmemiz çok faydalı olur. Firmalarda üretecekleri malın maliyetleriyle ilgili kredi kullanmadan üretim yapabilirler.

-İnternetten satışları da kontrol altına almalıyız. Büyük satış siteleri sattıkları ürünlerden %50 leri bulan komisyon kesintileri yapıyorlar. Bu siteler doğrudan  hiçbir mal alım satımı yapmadıkları halde  Küçük üreticileri aldıkları çok yüksek komisyonlarla  tabiri caizse eziyorlar. Bu yönüyle bir bakıma bankaların yerini alıyorlar. Bunların komisyonları sınırlandırılmalı makul olan oranlar bulunmalı güçlünün güçsüzü ezmesine fırsat vermemeliyiz.

Faizsiz ev edindirme altında son yıllarda çok yaygınlaşan şirketler derhal ve acilen kontrol edilmeli ve sürekli kontrol altında tutulmalıdırlar. Bu şirketlerin, gerekiyorsa yasal çerçevesi çizilmelidir. Biz bir daha İslami holdingler gibi üzücü olaylar asla yaşamamalıyız. Bunu kaldıramayız.

Reklamlara sınırlamalar getirilmeli . sürekli yeni modeller çıkararak ve her fırsatta satış amaçlı kampanyalarla tüketicinin aklını  bulandırıyorlar ve VARKEN VE ESKİMEDEN YENİSİNİ ALMA  hatasını yaptırıyorlar. ( üzerinde çok çalışılması gereken bir konu )

Özenti ve gösteriş etkisi tüketici kararlarında çok etkili oluyor. Buna karşı, kampanya ile mücadele edilmeli ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı .   29,01,2021 

                           İbrahim DERİCİ

         AKPARTİ İZMİR il başkan yardımcısı

                               0532 2561500