Evet biraz zor gelecek, masa başı öğretilmiş gerçeklerinize karşı tarihin hakikatlerini sizlere izah etmek.
Ama, “Hakikat zehir bile olsa o içilmelidir.” der bir mütefekkir.
İngilizleri anlamadan asla hiçbir şeyi AN-LA-YA-MA-YIZ…
Vicdanlı bir mütefekkirimiz Cemil MERİÇ der ki: “Haçlıların bize karşı kazandığı en büyük zafer, tarih kitaplarıdır.” der.
Evet mevzuumuza gelelim.
Çanakkale gerçekten geçilmedi mi?
Cevap: Bal gibi de geçildi.
Evveliyetle, Çanakkale mevzuundaki şu romantik tarihi yaklaşımımızı rafa kaldırmamız lazım.
Hem milletin ve de memleketin en zinde evlatlarını 13-14 yaşına inene dek şehit vermenin ismi zafer ise buyurun buna siz zafer deyin.
Çanakkale, yabancı zehri almış subaylarımız(!) açısından tam bir bozgundur.
Erlerimiz-vatanın hakiki evlatları açısından da tam bir kahramanlık destanıdır.
Rabbim mekânlarını cennet eylesin.
Lakin İngiliz aklı işte tam da burada devreye giriyor.
İngilizler, Osmanlı’nın istikbalini garanti altına alacak olan eğitimli ve yetişmiş insan kıymetini Çanakkale’de boğmak ve yok etmek istiyordu.
İslam aleminde sürekli karşısına çıkan bir yapıyı yani Hilafetli bir Osmanlı’yı tarihten silmek istiyordu. (Bu onlarca sebepten, en büyüğüydü.)
Dolayısıyla Osmanlı’yı yıkarken ve yerine kafasındaki bir devleti kurarken karşısında buna direnecek bir zinde kuvvet (milli unsur) asla istemiyordu.
Bilhassa Cennetmekân Sultan 2. Abdulhamid Han’ın eğitim sahasındaki milli atılımlar ile vücuda getirdiği milli damarı kesip atmayı gaye edindi.
Çanakkale bunun için bulunmaz bir fırsattı.
İngilizler kendi hesaplarına doğruyu yaptılar.
Çanakkale’de görünürde biz kazandık, hakikatte ise İngilizler kazandı.
(Hem savaşı kaybetti madem, Çanakkale’de bize yenilen, bozguna uğrayan Bahriye Nazırı Çörçil’i İngilizler ne diye ileride Başbakan yapsınlardı ki?)
İngilizler arka planda Çarlık Rusya ile anlaştı İstanbul’un statüsü hakkında…
Boğazları geçip, kendisine yardım ulaştıracak ve Rusya ile kendisi İstanbul’da söz sahibi olacaktı.
Lakin İngilizler Rusya’yı aldattı ve dünyanın hem dini açıdan hem de stratejik ehemmiyeti açısından en ehemmiyetli toprak parçasına küresel iddiaları olan bir devleti Rusya’yı ortak etmek istemedi.
Masada Ruslarla oturup antlaşma yapan İngilizler, arkadan yine Lenin ve arkadaşlarını Rusya’ya gönderip Bolşevik ihtilâlini başlatmalarını sağladılar.
İngilizler hem yardım göndermeyerek rejim değişikliğine götürerek Rusya’yı devre dışı bıraktı, hem de ileride hilafeti kaldıracak bir devletin ilk nüvelerini de atmış oldular.
1916’de Çanakkale’yi geçemeyenler(!) 4 sene sonra 1920’de elini kolunu sallaya, sallaya geçtiler.
Yani 4 senede ne değişti de, 500.000’e yakın şehit verdikten sonra Çanakkale’de hiçbir mukavemet görmeden ellerini kollarını sallaya sallaya İstanbul’u işgal ettiler?
İşte İngilizlerin yazdığı kitaplardan öğrenirsek tarihi, akı kara, karayı da ak olarak ve nice ihaneti de kahramanlık diye yuttururlar hepimize.
Yani iddiamız şu ki, cumhuriyeti biz kurmadık.
Biz öyle zannediyoruz.
Elimizde kuru bir bayraktan gayrı bir şey bırakmadılar.
Daha sonra da, Yunanı üzerimize saldılar ve sonraki süreçleri-vetireleri sizler de biliyorsunuz.
Hilafet gitti, dil, din, ölçü, tarihî, dinî ve coğrafî tüm iddialar gitti.
Masada 4 milyon km2’ye yakın toprak tek kalemde gitti.
Yunan’dan talep etme hakkımız olan TAZMİNAT hakkımız, kelime oyunu yapılarak TAMİRATa evrilip ondan da feragat ettik, o da gitti.
Adalar gitti…
Ayasofya gitti…
Peçe, sarık, fes gitti…
Bir milletin kendi gibi olma ve kalma irade ve azmi gitti…
Hak ile batılın ezelden ebede devam eden mücadelesinde, Hakk safında yer alma gaye ve ideali gitti…
..gitti de gitti…
Allah aşkına, siz buna zafer mi diyorsunuz?
Selam ve dua ile…
İlyas ALTUNKAYA