17498666_10212030748474997_5846940848614417309_n

Eski adı Burma olan hepimizin Myanmar olarak bildiği Güney Doğu Asya ülkesinde son birkaç yıldır Müslümanlara karşı gösterilen şiddet olayları maalesef sistematik bir soykırım halini almıştır. 1948 yılındaki vatandaşlık kanunu ile Arakan bölgesinde yaşayan müslümanlar Myanmar vatandaşı olarak kabul edilmemiştir. 200 yıl önce Bangladeş’ten gelen göçmen olarak nitelenip yerlerinden edilmeye çalışılmış ve bugüne kadar sistematik baskıya maruz kalmışlardır.

Nihayet 2010 yılında fitili ateşlenen Müslüman- Budist çatışmalarında bugüne kadar Budist çeteler tarafından bir çok Müslüman feci şekilde katledilirken, sistematik hal alan şiddet olaylarında bir çok Müslüman da yerinden yurdundan edildi.
Baskı ve işkencelere dayanamayan Arakan’lı Müslüman kardeşlerimiz, bölge ülkelerine göç etmeye çalışmaktalar. Resmi olarak geçiş imkânı tanınmayan Müslüman kardeşlerimiz, Naf nehrini geçerek Bangladeş’e sığınmaya çalışmakta ve birçok kez bölge ülkelerine kaçan Müslümanlar sahipsiz kalarak sınır dışı edilmekte ya da Naf nehrinde yaşanan ve Suriyeli Aylan bebeği hatırlatan korkunç manzaralarla can vermektedir.
Son olarak Arakan’ın kuzeyinde 25 Ağustos gecesi meydana gelen saldırıların ardından Myanmar güvenlik güçlerinin operasyonları ciddi bir insani krize dönüşürken yüzlerce kişinin ölmesi ve binlerce kişinin yerlerinden edilmesine sebep olmuştur.
Bütün insanlığın gözleri önünde hiçbir hak, hukuk, adalet ve etik ilkelere itibar etmeksizin işlenen kitlesel cürüm ve cinayetlere başta BM olmak üzere, devletler, siyasetçiler, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler, sivil toplum örgütleri özetle bütün dünya sessiz kalmaktadır. Sözde medeni dünya insan hakları ve özgürlüğüne ilişkin tüm ilkelerini çiğnemiş, ayaklar altına almıştır. Öyle ki, bu kesin ve feci insan hakkı ihlalleri karşısında dünya sadece koyu bir sessizliği seçmiyor adeta tepki vermeye, zulme karşı sesini yükseltmeye de çekiniyor gözükmektedir. Zulmü ve zalimleri cesaretlendiren bu duyarsızlık, artık materyalizmin ve modern ideolojilerin egemen olduğu sistemde ahlakın çöktüğünü, vicdanın çürüdüğünü, insani duyguların öldüğünü göstermektedir.
İşin daha vahim boyutu ve anlatılamaz olan yanı acı ve işkencelere maruz bırakılan kardeşlerine diğer Müslümanların, biz Müslümanların duyarsız kalması anlaşılır gibi değildir. Bizi asıl çökerten bu yabancılaşmadır. Bir an önce, hemen şimdi kendimize dönerek, kim ve ne olduğumuzun bilincini yeniden kuşanarak, kardeşlik duygularıyla silkinip Arakanlı kardeşlerimize elimizi uzatmak zorundayız.
Mazlum ve müdafaasız insanlar acımasız zorbalığın ve zulmün olmayan insafına terk edilmiştir. Bütün dünya mazlumların gökleri parçalayan çığlıkları karşısında tavır olarak sağır, soğuk bir sessizliği seçmiştir. Özetle, daha önce Filistin’de, Gazze’de, Bosna’da ve halen süren Irak, Suriye işgallerinde görüldüğü üzere insanlık yok olmuştur. Neredeyse bütün katliamlara maruz bırakılanların ‘Müslüman’ olmaları, evrensel haksızlık, zulüm ve işkencelere karşı gösterilen betondan sessizlik ve duyarsızlığın bilinçli bir tercih olduğunu göstermektedir. Anlaşılan o ki, öldürülen, kanı akıtılan Müslümanlar olunca üzülmeye, önlemeye gerek duyulmamaktadır. İnsan hakları ve özgürlüğü Müslümanlar için işlevini yitirmektedir. Hatta emperyalist amaçların gerçekleşmesi için katliamlar yapılabilir. Srebrenitsa’da olduğu gibi bu katliamların zaman zaman Birleşmiş Milletlerin izin ve gözetimi altında yapılması da zulme teslim olmuş dünyanın medeniyet seviyesini göstermesi adına ibret vericidir. Müslümanlara karşı dünyanın her yerinde sistemli bir şekilde yaygınlaştırılan ve katliamlara dönüşen nefret, evrensel emperyalizmin temel politika ve programı olmuştur.
Türkiye Dönem Başkanlığını yaptığı İslam Ülkeleri İşbirliği Teşkilatı’nı hemen aktif olarak devreye sokmalıdır. İslâm ülkeleri kendilerini teslim alan ataletten bir an önce kurtulmalı, tarihi, siyasi, ekonomik sorumluluklarını acilen yerine getirmelidir. Sivil toplum örgütleri kardeşlerimizin sorun ve ihtiyaçlarıyla daha yakın, daha yoğun ilgilenmeli, gittikleri her yerde bu zulümlere karşı farkındalık oluşturacak etkinlikler yapmalıdır. Bu konu yoğun, etkin bir diplomasi yürütülerek başta BM olmak üzere, uzak yakın tüm ülkelerin gündemine sokulmalıdır. Gerekli önlemler, çareler, çözümler, yaptırımlar hayata geçirilmelidir.
Biz adaleti, insan hak ve özgürlüklerini savunmayı temel ilke edinmiş İzmir’liler olarak olarak haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme, sömürüye asla rıza göstermedik, göstermeyeceğiz. Gittiğimiz her yerde, bulunduğumuz her platformda mazlum ve Müslümanların meselelerini gündeme taşıyacak, insanlık vicdanını uyandıracağız
İkiyüzlü Batının, BM’nin sessiz kalmasına karşı haykırıyoruz:
Dünya 5’ten Büyüktür .
Üstünlük güçte değil, Haktadır.
Zalimler birgün nasıl bir devrilişle devrildiklerini göreceklerdir.

İSTOK Dönem Başkanı Cüneyd Dayhan

Yorum Yazın